TAŠMAJDAN PARKI VE AZİZ MARK KİLİSESİ

Oldukça yeşil bir başkent olan Belgrad, birçok park ve ormanlarla doludur. Tašmajdan en meşhur parklarından biridir. İsmi Taşmaydan olarak telaffuz edilmektedir. Burada yılın her mevsimi paten kayanlar, kaykaycılar, koşuya çıkanlar, dolaşanlar vs birçok kişi görebilirsiniz. Parkta her mevsim günün her saati dolu olan 500 metrelik bir koşu parkuru bulunmaktadır. Yaz mevsimine doğru bu parkta çeşit çeşit festivaller yapılmaktadır. En son geçen yaz efsane bir yemek festivaline gitmiştim. Harika yemekler, bir çok bira markası denememin yanı sıra Amy Winehouse tribute konseri dinleme şansı bulmuştum. ❤

Tašmajdan Parkı merkeze oldukça yakındır. Hemen parkın arkasından Belgrad’ın en tatlı binalarından olan Meclis Binasına gidebilir ve Nikola Pasic Meydanına ulaşabilirsiniz. Buradan Cumhuriyet Meydanı’na yürümeni 10-15 dk arası sürmektedir. Eğer yeni yıl ve noel zamanına denk gelirseniz akşamları ışıl ışıl süslenmiş bir parkta titreyerek yürüyüş yapabilirsiniz, zira kışın buralar biraz soğuk. 🙂

Burada benim Belgrad’daki favori kilisem bulunmaktadır. Ne kadar Aziz Sava Kilisesi en popüler olsa da hem içerideki ikonaları hem dış mimarisi ile bence en güzel kilise buradaki Aziz Mark Kilisesidir. Bu Orta Çağ tarzı Sırp/Bizans mimarisinde yapılan kilisenin yapımı 1940 yılında tamamlanmıştır.

Parkın adresini geçen kış çektiğim fotoğrafla birlikte şöyle bırakıyorum: -Bulevar kralja Aleksandra 43, Beograd

ETKİNLİKLER

Marina Abramovic Sergisi – 21.09.19/20.01.20

Adres: The Museum of Contemporary Art, Ušće 10, blok 15, Belgrade
Pazar–Çarşamba
10:00 – 18:00

AZİZ SAVA KİLİSESİ

Hram Svetog Save yani Aziz Sava Kilisesi Belgrad’ın en önemli yerlerinden, hatta şehrin sembolü bile diyebilirim. Oldukça büyük bir kilise, şehrin bazı noktalarından kubbeleri görünebiliyor. Bir çok kişi tarafından geniş kubbeleri sebebiyle camiye hatta Aya Sofya’ya benzetiliyor. Fakat Ortodoks mimarisi zaten kubbeli bir yapıya sahiptir ki Aya Sofya da bildiğiniz gibi eski Bizans Ortodoks kilisesidir. Bu sebeple yapıların benzerlikleri oldukça normaldir. Ayrıca bazı kaynaklarda kilisenin yapımında Aya Sofya ve eski Sırp Manastırı Gračanica’dan ilham alındığı, yani Sırp/Bizans mimarisi olduğu yazmaktadır.

Aziz Sava Kilisesi oldukça çetrefilli bir tarihe sahip, fakat öncesinde geçen sene çektiğim fotoğrafını şöyle bırakayım:

TARİHİ

Öncelikle Aziz Sava’nın kendisinden başlayalım. Sırp Ortodoks Kilise’nin kurucusu Aziz Sava 1175-1236 yıllarında yaşamış olup Sırp tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu kilisenin ona ithaf edilmesinin sebebi 1594 yılında Osmanlı’ya karşı çıkan Sırp isyanında Osmanlı paşalarından Sinan Paşa’nın Aziz Sava’nın kalıntılarını kilisenin bugün bulunduğu bölgede yaktırmasıdır. Fakat kilisenin yapımına bundan 340 yıl sonra, 1935 yılında başlanmıştır. Derken 2. Dünya Savaşı, komünizm geldi gitti derken inşaat hala hafiften devam ediyor. 🙂

Fakat sonunda alt katının yapımı bitti. Üst katta ikonalar bulunurken, alt kat duvarları boydan boya resimlerle dolu. Ayrıca üst katta mum alıp yakmak mümkün. Sırp Ortodok kiliselerinde, diğerlerinden farklı olarak mum yakmak için iki katlı bir düzenek var. Buranın aşağısındaki mumlar ölüler için, üsttekiler içinse yaşayanlar için yakılıyor.

Bu yazıyı da kendi çektiğim gotik bir fotoğrafla bitirmek istiyorum. 🙂

NİKOLA TESLA MÜZESİ

Benim en sevdiğim müze, hatta 2015’te Sırbistan’a gelmeyi istememin en büyük sebebi diyebilirim. Zira ben uslanmaz bir Tesla hayranıyım. 🙂 Bu sebeple bu yazıyı biraz uzun tutucam. İlk olarak bu ilginç bilim insanımızın Belgrad Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesi önündeki anıtından başlayalım.

Öncelikle bilmeyenler için biraz Tesla’nın kendisinden bahsetmek daha olur. Tesla hakkında oldukça fazla bilgi kirliliği ve bir takım Tesla fanatikleri tarafından hafiften abartılmış yazılar bulmak mümkün.

10 Temmuz 1856 yılında doğan Tesla’nın çocukluğu bir çok çılgın bilim insanı gibi ilginçtir. Mesela küçükken insanların saçlarına dokunamama ile başlayan takıntısı, ileriki yaşlarda insalarla el sıkışmama, bu sebeple sürekli eldiven takma, titizlik gibi çoğalmıştır. Bunların yanı sıra bir çok kaynakta Tesla’nın 3 rakamı takıntısı olduğu geçer. Ellerini 3 kere yıkama, yemeklerde 3 ve katları sayısında peçete kullanma vs gibi. Dehası, takıntıları ve sosyal bozuklukları aslında ‘asperger sendromu’ özelikleri sergiliyor ama tabii bu konuyu benim yerime uzmanlara bırakmak daha doğru olabilir. 🙂

Tesla icatlarına çok erken başlamış. Mesela küçük yaşta ufak mutfak aletleri, kendinisine su çarkı falan yapmış.

Eğitim hayatı genelde Avrupa’da geçmiş ve aldığı iş teklifiyle 1884 yılında New York’a gelmiştir.

Tesla günümüzde hayatı kolaylaştıran kablosuz teknoloji, radar, uzaktan kumanda gibi gelişmelerin kimi zaman direkt kimi zaman dolaylı olarak arkasında olan isimdir. Yani mesela radyonun mucidi Tesla değildir, fakat Marconi, radyoyu geliştirirken Tesla’nın patentlerinden faydalanmıştır.

İnsanlara sorduğunuz zaman Tesla’nın ya adını hiç duymamış oluyor, ya da kendilerini benim gibi çılgın bir hayranı olarak tanımlıyorlar. 🙂 Bunun sebeplerinden biri Tesla’nın gerçekten hakkının yenmiş olması. Edison tarafından kazıklanması, patentlerini kaptırması, para getirecek patentlere yönelmediği için finansal destek bulamaması vs. Tabii bu olanlarda Tesla’nın sosyal eksiklikleri de oldukça fazla rol oynuyor. Ne olursa olsun şu sözün içtenliğine bakar mısınız? 🙂

Bırakın doğruları gelecek söylesin ve herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çok uğraştığım gelecek, benimdir.”

Tesla ve Edison rekabeti daha çok Alternatif Akım (AC) ve Doğru Akım (DC) savaşından ileri gelmektedir. Bu kısaltmaları dikiş makinesi üzerinde gören Margaret Young’ın aldığı ilhamla Malcolm Young rock grubuna AC/DC ismini vermiştir. (Bunun Tesla’yla falan bir alakası yok ama öylesine yazdım.)

Şimdi biraz da müzeden bahsedelim. Sırp asıllı Amerikalı dehamızın müzesi Belgrad’da genelde konsoloslukların bulunduğu Krunska Caddesi’ndedir. Binası da oldukça güzeldir.

Müzeye giriş İngilizce anlatımla 500 Dinar yani yaklaşık 5 usd civarındadır. Tanıtım ilk önce bir video ile yapılıyor. Bu şekilde hayatı ve çalışmaları hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Bu arada iyi haber, ben en son gittiğimde (evet, 3 kere gittim 🙂 bu video Türkçe altyazılı verilmişti, neden bilmiyorum.

Videodan sonraysa Teslanın icatlarıyla tanışma imkanı buluyorsunuz. En hareketlisi Tesla bobini diyebilirim. Müzenin bu kısmı oldukça interaktif, yani eğer gönüllü olursanız deneyime katılabiliyorsunuz. Ben hepsine tabii ki katıldım, mutlaka sizlerin de katılmasını öneririm. Buralarda çok da bilgi vermek istemiyorum çünkü gidip deneyimlemeniz daha iyi. 🙂

İcatlarla haşır neşir olduktan sonra da müzenin son bölümüne geliyorsunuz. Burada Tesla’nın kıyafetleri, eldivenleri, notları vs gibi özel eşyalarını ve küllerini bulabilirsiniz.

Yazının son kısmını ise Tesla’nın bir kaç dikkat çeken sözlerine ayırdım:

Birey önemsizdir, ırklar ve milletler gelip geçer. Sadece insanlık sabittir.

Eğer nefretinizi elektriğe çevirebilseydiniz, bu tüm dünyayı aydınlatmaya yeterdi.

Birinin Tanrı dediğine diğeri fizik kuralı der.

Evli erkekler tarafından bulunan çok sayıda müthiş icat sayamazsınız.

TRG REPUBLİKE

Trg Republike yani Cumhuriyet Meydanı’na geldiğinizde koca bir at heykeliyle karşılaşacaksınız. Burası Taksim’deki Burger King’in önü gibi genel bir buluşma noktası. Her daim önünde bekleyen insanlar görmek mümkün. 🙂

Buradaki at üzerindeki Prens Mihailova heykelinin 1882 yılında Sırpların Osmanlı’ya karşı bağımsızlık ilanından sonra dikildiği ve parmağıyla Osmanlılara İstanbul’un yolunu gösterdiği söylenir.

Şehrin bir çok yerinden otobüsle ya da yakınsanız yürüyerek Cumhuriyet Maydanına gelebilirsiniz. Meşhur Knez Mihailova Caddesi de bu noktada başlıyor. Burada da bir çok cafe/restoran tarzı yerlerde oturabilir, eğer hızlıca karnınızı doyurmak isterseniz yolun karşısındaki, günün hemen hemen her saati dolu olan Pizza Trg’a gidebilirsiniz. Burada uygun fiyata dilim pizza ve krep bulabilirsiniz.

Eğer yılbaşına yakın bir zamanda burada olursanız mutlaka bir akşam Cumhuriyet Meydanı’na gitmelisiniz. Burada kurulan sahneden canlı müzik dinlerken etraftaki ufak tefek kulübelerden pljeskavica, rakija yada sıcak şarap gibi çeşit çeşit ürünler tadabilirsiniz.

KNEZ MİHAİLOVA

Burası Belgrad’ın en meşhur caddesi, İstanbul’daki İstiklal Caddesi ayarında fakat çok daha küçük. Bu caddede bir çok cafe, bar ve dükkanların yanı sıra harika canlı müzik performansları, resim sanatçıları ve tabloları bulabilirsiniz.

Trg Republike yani Cumhuriyet Meydanı’ndan gelebileceğiniz bu caddenin sonu Belgrad’ın en tarihi ve turistik yeri olan Kalemegdan‘a çıkıyor. Cadde üzerinde Belgrad turunuzu anımsatacak kendinize ve çevrenizdekilere küçük hediyeler alabilirsiniz. Hediye satan yerlerde Putin resmi basılmış t-shirt ve şapkalar gördüğünüzde şaşırmayın. Siyasi ilişkilerin çok iyi gittiği Rusya’nın Devlet Başkanı Sırbistan’da abartı şekilde seviliyor. 🙂

Knez Mihailova şehrin en popüler caddesi olarak her zaman dolu, hareketli ve eğlencelidir. Ama doluluğu yine Taksim’le kıyaslamayın, zira en kalabalık zamanında bile İstiklal’de olduğu gibi tıklım tıkış olmaz, hiç görmedim.

Son bir ek bilgi: Knez Mihailova’nın sonuna doğru sağda Raiceva Alış Veriş Merkezi bulunuyor. (Ne kadar gerekli orası tartışılır.) Burada Sırbistan’ın ilk Starbucks’ı daha bu sene Nisan 2019’da açıldı. 😮 500’e yakın Starbucks şubesi olan İstanbul’dan gelmiş biri için oldukça ilginç. Tabii önünde biraz sıra olabilir.

SKADARLİJA

Burası hem tarih hem de eğlence anlamında Belgrad’ın olmazsa olması. Bohem sokağı da denilen Skadarlija, 19. yüzyılda şairler, yazarlar ve sanatçıların buluşma noktasıymış. Bugün de burası hala çok popüler bir buluşma noktası. Belgrad’ın bu bohem köşesinde bir çok cafe, bar ve kafana adı verilen geleneksel Sırp restoranları her gün yerli ve yabancı ziyaretçilerle dolu.

Kafana mutlaka gitmeniz ve tatmanız gereken bir atmosfer. Kafanalarda geleneksel Sırp yemekleri, rakija ve şarap tadabilir, Balkan müzikleriyle eğlenceli bir gece bir geçirebilirsiniz. Skadarlija’da bir çok kafana mevcut. Benim şu ana kadar beğenmediğim bir kafana olmadı orada. 🙂 Yine de en meşhurları Dva Jelena ve Tri Šešira diyebilirim. Bu kafanalar hakkında daha fazla bilgiyi Restoranlar bölümünden bulabilirsiniz.

ZEMUN VE GARDOŠ TEPESİ

Zemun bölgesi mimarisi ve insanlarıyla Belgrad’dan oldukça farlı bir yer. Hatta 1934 yılından itibaren Belgrad şehrine bağlanmış olsa da çoğu Zemun yerlisi Belgradlı değil, Zemunlu olduklarını iddia ederler. Buranın mimarisi daha çok Avusturya-Macaristan zamanından kalmadır. Arnavut kaldırım taşları ve rengarenk binalarıyla Zemun sokaklarını dolaşmaktan keyif alacağınıza eminim. Zemun’a gittiğinizde mutlaka nehir kenarındaki cafe ve restoranları denemenizi öneririm.

GARDOŠ TEPESİ

Zemun’a geldiğiniz zaman mutlaka gitmeniz gereken yer Gardoš Tepesi’dir. Zemun’a geldikten sonra biraz yokul çıkmanız gerekecek ama asla üşenmeyin. Çünkü gittiğinizde koca bir kule ve kuleyi tırmansanız da tırmanmasanız da tepeden harika bir manzarayla karşılacaksınız. Hatta manzarayı şöyle göstereyim. 🙂

Bu fotoğrafı maalesef çok bulutlu bir gün çektim, eğer açık bir güne denk gelirseniz karşı kıyıyı da net bir şekilde görebilirsiniz. Ayrıca bu manzarayı bir bira, çay vs ile taçlandırmak isterseniz, hemen orada çok güzel bir restoran/bar var. 🙂

Buraya geldiğinizde sizi koca bir kule karşılıyor. Eğer bu manzaranın bir tık üstünü görmek isterseniz Gardoš Kulesine çıkabilirsiniz. 1896 yılında açılmış olan bu gotik kulenin resmi de şöyle:

KALEMEGDAN

Belgrad’ın turistik olarak en meşhur, en güzel, en tarihi ve en tatlı yeri burası. Tarihsel anlamda Osmanlı döneminden bir çok yapı görmek mümkün, ki zaten isminden de böyle olduğu az çok belli. 🙂

Burası Zafer Anıtı (Pobednik), Sokullu Mehmet Paşa’nın (Mehmet Paša Sokolović) yaptırdığı çeşme, Damat Ali Paşa Türbesi, Saat Kulesi, İstanbul Kapısı gibi bir çok tarihi sembollerle dolu.

Belgrad Kalesi’nin yükseldiği nokta tam Sırpça’da ušće anlamına gelen, iki nehrin birleştiği yerde. Tuna ve Sava nehirlerinin harika manzarasının tadını çıkarabileceğiniz bu tepede, içeceğin alıp gelmiş hatta kimi zaman enstrümanını da yanında getirmiş bir çok kişi göreceksiniz. Manzarası da tam olarak şöyle:

Tarihle çok ilgili bir insan değilim o sebeple burayı tarihler ve olaylarla doldurmayacağım, zaten isteyen için bir çok kaynak da mevcut. Benim size tavsiyem Kalemeydan’ı mümkün olduğunda keşfetmeniz çünkü her yeri gizemli ve çok güzel. Yazının kalan kısmında Kalemeydan’dan çektiğim fotoğrafları paylaşmayı tercih ediyorum. 🙂

GEZİLECEK YERLER

KALEMEGDAN

Belgrad’ın turistik olarak en meşhur, en güzel, en tarihi ve en tatlı yeri burası. Tarihsel anlamda Osmanlı döneminden bir çok yapı görmek mümkün, ki zaten isminden de böyle olduğu az çok belli. 🙂

Burası Zafer Anıtı (Pobednik), Sokullu Mehmet Paşa’nın (Mehmet Paša Sokolović) yaptırdığı çeşme, Damat Ali Paşa Türbesi, Saat Kulesi, İstanbul Kapısı gibi bir çok tarihi sembollerle dolu.

Belgrad Kalesi’nin yükseldiği nokta tam Sırpça’da ušće anlamına gelen, iki nehrin birleştiği yerde. Tuna ve Sava nehirlerinin tadını çıkarabileceğiniz bu yerde, içeceğinizi alıp bir çok kişinin manzaranın tadını çıkardığı, bazen enstrüman çalıp şarkı söyledikleri bu keyifli yerde zaman geçirebilirsiniz. Manzarası da tam olarak şöyle:

Tarihle çok ilgili bir insan değilim o sebeple burayı tarihler ve olaylarla doldurmayacağım, zaten isteyen için bir çok kaynak da mevcut. Benim size tavsiyem Kalemeydan’ın mümkün olduğunda keşfetmeniz çünkü her yeri gizemli ve çok güzel. Yazının kalan kısmında Kalemeydan’dan çektiğim fotoğrafları paylaşayı tercih ediyorum. 🙂

Benim en sevdiğim fotoğraflardan biri, Kalemegdan’dan nehre bakış.
Pobednik, yani Zafer Anıtı’nın çekilmiş en güzel fotoğraflarından biri bence. 🙂
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın